top of page

#birkitap Sağlık Hastalığı

  • Yazarın fotoğrafı: Z A
    Z A
  • 28 Ara 2025
  • 2 dakikada okunur

Yılın son Pazar'ı ve son kitabı...


Carl Cederström ve André Spicer’in Sağlık Hastalığı adlı eseri, günümüzde “sağlıklı olma” halinin yalnızca bireysel bir hedef olmaktan çıkıp, güçlü bir ideolojiye dönüştüğünü çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Yazarlar, sağlığın ahlaki bir zorunluluk, hatta bir başarı ölçütü gibi sunulmasını eleştirel bir çerçevede ele alarak, bu yaklaşımın bireyler, kurumlar ve toplum üzerindeki etkilerini çok boyutlu şekilde inceliyor.


Bir sağlık yöneticisi perspektifinden bakıldığında kitap, özellikle üzerinde düşünülmesi gereken önemli sorular ortaya atıyor. Günümüzde sağlık sistemleri; performans göstergeleri, sağlıklı yaşam programları, kurumsal iyilik hâli (well-being) uygulamaları ve bireysel sorumluluk vurgusu etrafında şekilleniyor. Cederström ve Spicer ise tam da bu noktada, “sağlıklı olamamanın” bireyin kişisel başarısızlığı gibi kodlanmasının ne kadar problemli olduğunu gösteriyor. Bu bakış açısı, sağlık hizmetlerinin temelinde yer alması gereken eşitlik, erişilebilirlik ve sosyal belirleyiciler gibi unsurların geri plana itilmesine yol açabiliyor.


Kitap, sağlık söyleminin nasıl bir kontrol ve denetim mekanizmasına dönüşebildiğini örneklerle açıklıyor. Sürekli daha fit, daha üretken, daha dayanıklı olma beklentisi; çalışanlar üzerinde baskı yaratırken, yöneticiler için de farkında olunmadan sürdürülen bir yönetim pratiğine dönüşebiliyor. Bir sağlık yöneticisi olarak bu eleştiri, “iyi niyetli” görünen pek çok uygulamanın (zorunlu sağlık taramaları, performansa dayalı sağlık hedefleri, tek tip yaşam tarzı önerileri) etik ve yönetsel sonuçlarını yeniden düşünmeyi gerektiriyor.


Sağlık Hastalığı, sağlık yönetiminde sıkça karşılaşılan “önleme her şeydir” anlayışını tamamen reddetmiyor ancak bunun ideolojik bir dogmaya dönüşmesini sorguluyor. Yazarlar, sağlığın yalnızca bireysel seçimlere indirgenemeyeceğini, ekonomik koşullar, çalışma hayatı, şehirleşme ve sosyal politikalarla doğrudan ilişkili olduğunu güçlü bir şekilde vurguluyor. Bu yaklaşım, sağlık yöneticileri için önemli bir hatırlatmadır: Sağlık hizmetlerini planlarken bireyi merkeze almak kadar, sistemi ve toplumsal bağlamı da hesaba katmak zorunludur.


Sonuç olarak Sağlık Hastalığı, sağlık alanında çalışan yöneticiler için rahatsız edici ama bir o kadar da ufuk açıcı bir kitap. Okuyucuyu, “daha sağlıklı toplum” hedefinin ardındaki varsayımları sorgulamaya davet ediyor. Kitap, sağlık yönetiminde başarıyı yalnızca ölçülebilir sağlık çıktılarıyla değil, adalet, kapsayıcılık ve insani değerlerle birlikte düşünmemiz gerektiğini hatırlatan güçlü bir eleştiri sunuyor.


Kitapta altı çizilenlerden bazılarını olduğu gibi aktarıyorum:


"Sağlıklı yaşam dayatmasının pençesindeki insanlar, sadece daha sağlıklı, mutlu ve üretken değiller. Aynı zamanda narsisistik, kaygılı ve suçluluk duygusu içindeler. Sağlıklı yaşam sendromunun kurbanı durumundalar. Biyo-ahlak kişisel patolojilere yol açıyor."


"Sağlıklı yaşamı maksimize etmeye ne kadar çok odaklanırsak o denli kendimize yabancılaşıyor ve hüsrana uğruyoruz. Mükemmel diyeti bulmak için hummalı bir arayış, paranoyak bir şekilde mutluluk peşinde koşmak, işyerinde zorunlu egzersizler, sonu gelmeyen yaşam koçluğu seansları, bedensel işlevlerin ayrıntılı takibi, tüm günümüzü bir oyuna dönüştürmek -sağlıklı yaşam yoluyla üretkenliği artırmaya yönelik bu umarsız girişimler- yeni sorunları da beraberinde getiriyor. Bizi kendi içimize kapanmaya ve sadece bedenimizle meşgul olmaya iten bulaşıcı bir narsisizme yol açıyor. Yaşam tarzı seçimlerimize her an dikkat etme sorumluluğuyla birlikte gelen ve zaman içinde gittikçe derinleşen bir kaygı doğuruyor."


 

Yorumlar


Bana Mesaj Gönderin

© 2024 by Zuleyha Abdulbakioglu

bottom of page